Kasım 13, 2019

Kara Deliklerden Hayat Dersleri

Eğitim ve Ötesi ekibi olarak geçtiğimiz hafta Brand Week İstanbul’da Prof. Dr. Feryal Özel’i dinledik. Kendisi bizle ilham verici hikâyesini ve hayat felsefesini oluşturan öğretileri paylaştı.

Ben neden oluşuyorum? Dünya gibi başka gezegenler var mı? Evrenin, maddenin, uzay-zamanın yapısı nedir? Galaksiler, patlamalar, kara delikler neden ve nasıl oluşur?

Prof. Dr. Feryal Özel, çocukluğundan itibaren bu ilginç soruların yanıtını merak etmiş ve cevapları bulmak için hayatını astrofiziğe adamış bir bilim insanı. Çoğumuz ismini Nisan ayında, tarihteki ilk kara delik fotoğrafını yayınlayan ekibin içindeki tek Türk bilim insanı olmasıyla duyduk. Ancak kendisi 2003 yılında Albert Einstein ve John Nash gibi dâhilerin yer aldığı “Büyük Fikirler” listesine adını yazdırmıştı bile. Geçtiğimiz hafta ise “Geleceği Tasarlamak” teması etrafında düzenlenen Brand Week İstanbul’da konuşmacı olarak yer aldı. İlham verici hikâyesini, bu yolculuk sırasında öğrendiklerini ve hayat felsefesini biz katılımcılarla paylaştı:

Hiçbir hedefe ulaşmak kolay değil, bazen bir ömür gerekiyor. Bazı şeyler için çok uzun vadeli planlar yapmak lazım. Kara delikler konusunda yaptığım ilk çalışma 2000 yılında yayınlandı, şimdi 2019 yılı. Bu sırada küçük hedefler koyarak büyük hedefi gözden kaçırmamayı ve sabırla çalışmayı öğrendim çünkü bilimde başladığınız bir işin sonunun nereye varacağını tam olarak bilemiyorsunuz. Bildiğiniz şey zorlukları aşmanız, fırsatlardan yararlanmanız ve düzenli olarak hedefe doğru ilerlemeniz gerektiği. Bazen o anda sonuç alamıyorsunuz, dolayısıyla uzun vadeli plan yapmanız gerekiyor. Sizin aranızda da pek çok genç insan var, önünüzde yeni girişimler olabilir. Bunları değerlendirirken hem kısa hem uzun vadeli hedefler belirlemeyi ve ayağınız tökezlediğinde idealinizden vazgeçmeden, yılmadan devam etmeyi öğrenmenizi tavsiye ederim.

Önünüzdeki girişimleri değerlendirirken hem kısa hem uzun vadeli hedefler belirleyin.

Artık her şey global. Bilim insanı bile artık kendi köşesinde oturup kendi hesaplarını yapamıyor. Büyük projeler büyük kaynaklar ve iş birlikleri gerektiriyor. Kara deliği görüntülemek için dünyanın sekiz farklı noktasına teleskop koyduk, bunun için de tabii ki her taraftan kaynak yaratmamız gerekti. Yirmiden fazla ülke bu projeye dâhil oldu ve sonuçlarımız da globaldi. Eğer büyük bir işe giriyorsanız etkinizin de global olacağını düşünmeniz gerekir.

Toplum, bireyler ve bilim dünyası olarak devamlı veri üzerinde çalıştığımızı biliyoruz ancak bizim deneyimiz bunu belki de bir adım öteye götürdü. Sekiz ayrı teleskoptan ne kadar veri topladık biliyor musunuz? 5 petabayt! Verimiz o kadar çoktu ki sadece onu kaydetmek için kullandığımız diskler yarım ton ağırlığındaydı. Sonrasında Google Cloud’a geçtik çünkü topladığımız verileri dünyanın her yerinde analiz etmek istiyorduk. Yani gerçekten her anlamda verinin çok olduğu, birçok yerden ulaşılması gerektiği ve bilimin de böyle işlediği bir çağdayız.

Son moda değil işinize yarayacak teknolojiyi kullanın. Son moda yapay zeka veya başka bir şey olabilir. Mesele gerçekten ihtiyacımız olan teknolojiyi bulup o yolda ilerlemek. Örneğin bizim büyük simülasyonlar hazırlamak için süper bilgisayarlara ihtiyacımız vardı. Bu nedenle Arizona Üniversitesinde ABD Ulusal Bilim Vakfı kaynaklı iki milyon dolar değerinde bir bilgisayar kurduk. Karadelik simülasyonları çok karışık olduğu için bilgisayarların kapasitesi yetmiyordu. Bu deneyde kullandığımız simülasyonları ise bu tür süper bilgisayarlarda ürettik. Dolayısıyla doğru teknolojiyi bulup onu kullanmak önemli.

Belki de en önemlisi, devamlı öğrenin ve öğretin. Kendinizi sürekli yenileyin, bu okulda olmak zorunda değil. Öğrenmek her an, büyük veya küçük herkesle gerçekleşebilir, öğretmek de aynı şekilde.

Öğretirken daha iyi öğreniyorsunuz, bir başkasına anlatırken kendi önyargılarınızı sorguluyorsunuz.

Kendi hayatımdan örnek vermek istiyorum. İlk öğretmenim ve öğrencim anneannemdi. Birinci Dünya Savaşı sırasında doğduğu ve o dönemde yaşayan bir kız çocuğu olduğu için okuma yazmayı doğru düzgün öğrenememişti. Ben 4-5 yaşlarında okuma öğrendikten ve bunun insanın hayatını ne kadar zenginleştirdiğini anladıktan sonra anneannemin okuma yazma bilmemesine katlanamadım. Dedim ki, “Anneanne bunu öğreneceğiz”. Gerçekten de oturduk, harfleri yazdık ve anneannem hayatının geri kalanını okuyan, yazan bir insan olarak geçirdi. Ben de ondan yemek yapmayı öğrendim.

Bildiğiniz şeyi başkalarıyla paylaşmak için devamlı istek duyun. “Neden paylaşayım, o niye bilsin ki?” demeyin. Çünkü işin en ilginç yanı şu ki öğretirken daha iyi öğreniyorsunuz. Bir başkasına anlatırken kendi önyargılarınızı sorguluyorsunuz. Gerçekten derinden anlayıp anlamadığınızı tespit edebiliyorsunuz. Çevrenizdekilerle lütfen bildiklerinizi paylaşın, bilmediklerinizi öğrenin. Bilmemek ayıp değil ama merak etmemek ayıp.

Fotoğraf: MediaCat



YORUM YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


© 2019 Eğitim ve Ötesi