Eksik Fazla Ebeveynlik Seminerleri:  Ortaokulda Ergenlik Yolculuğuna Bakış 

Bir ergeni gelişim yolculuğunda gerçekten kim koruyor? Daha da önemlisi, ebeveyn ergenle olan iletişiminde nerede duruyor?

Sezin Topluluğu ile Porta Danışmanlık iş birliğinde hayata geçirilen “Eksik Fazla Ebeveynlik Seminerleri” serisinin ortaokul seviyesindeki ilk buluşması, ebeveynlerin yaşamında iz bırakan bu soruların izini sürerek bizleri ebeveynlik üzerine düşünmeye davet ediyor. Bu yazıda, Uzman Klinik Psikolog Serkan Kahyaoğlu’nun rehberliğinden ilhamla, ergenliği yalnızca bir gelişim evresi ya da kriz dönemi olarak değil, aynı zamanda bir yeniden yapılanma ve yeniden doğuşun eşiği olarak ele alıyoruz. Ebeveynliğe dair bildiklerimizi, modern psikolojinin ışığında yeniden gözden geçireceğimiz bir yolculuğa çıkıyoruz.

Ebeveynlik Nerede Başlar?

Ebeveynliğimizi bilinçli olarak şekillendirebilir miyiz, yoksa yaklaşımlarımızın temelleri çok daha derinlere mi dayanıyor? Serkan Kahyaoğlu, ebeveynlik yaklaşımlarının köklerini ve şekillenişini şöyle ifade ediyor:

“Ebeveynliğimizi önce kendi çocukluğumuzdan ve ailemizden öğreniriz. Doğal olarak, yaklaşımımızı ferahlatmamız, çocuğumuzun ihtiyaçları ve kendi deneyimlerimizle yeniden şekillendirmemiz gerekiyor. Yaşamda kim olduğumuz, ebeveynlik yaklaşımımızı temelden şekillendiriyor.”

Ebeveynliğin yalnızca çocukla kurulan bir ilişki değil, kişinin kendi geçmişiyle kurduğu bağın bugüne yansıması olduğunu vurgulayan bu yaklaşım, “Nasıl bir insansanız, öyle bir ebeveynsiniz.” ifadesiyle derinleşiyor.

Ergenlik: Kriz Değil, İkinci Bir Doğum

Ergenlik çoğu zaman zor, çalkantılı ve baş edilmesi gereken bir dönem olarak görülüyor. Oysa bu bakış açısı eksik. Ergenlik dönemi, aslında bir kriz dönemini değil; bir dönüşüm eşiğini tanımlıyor.

Serkan Kahyaoğlu bu süreci şu sözlerle aktarıyor:

“Ergenlik; çocukluktan yetişkinliğe geçiştir. Somut düşünceden soyut düşünceye geçişi, kişiliğin yeniden şekillendiği bir ikinci doğumu ifade eder.”

Bu dönemde çocuklar hızla değişir; duygular yoğunlaşır, düşünce sistemleri yeniden kurulur. Ergenler, henüz tam olarak olgunlaşmamış bir zihinle, yoğun bir iç dünya arasında denge kurmaya çalışırlar. İşte tam da bu noktada ebeveynin rolü belirleyicidir: Sabit kalmak, tutarlı olmak ve savrulmadan eşlik edebilmek. Kahyaoğlu, ebeveynin bu süreçte “tutarlı ve yöntem sahibi olarak” etkin olabileceğini aktarıyor.

Yetkin ve Demokratik Ebeveynlik

Yetkin ve demokratik ebeveynlik yaklaşımı, Uzm. Psk. Kahyaoğlu’nun ifadesiyle:

“Demokratik, yetkin ebeveynlik; rehberlik eden, örnek olan, koruyan, destek ve izin vererek, değerleri ve sınırları aktaran yol gösterici bir ebeveynlik anlayışıdır. Ebeveyn kendi içinde yaşama karşı heyecan ve şefkat dengesini doğru oluşturduğunda, çocuk da bu dengeyi aynalayarak yaşamla ve ebeveyniyle güçlü bir bağ kurar. Bu doğrultuda dengeli, tutarlı bir ebeveyn modeli, onun en önemli destekçisi olacaktır.”

Burada mesele sadece sınır koymak değil; o sınırın içini dengeyle, güvenle ve iletişimle doldurabilmektir.

Görünen Davranışın Altındaki İhtiyaçlar Neler?

Ergenlikte karşılaşılan davranışlar çoğu zaman yüzeydeki haliyle değerlendiriliyor. Oysa her davranışın altındaki ihtiyacı görmek, anlamak ve dengelemek, çoğu zaman tepkisel davranışların doğru yönetilebilmesini sağlıyor.

Kahyaoğlu, ergen davranışlarını anlamaya dair çarpıcı bir çerçeve sunuyor:

Öfke ve isyanın altında çoğu zaman korku, utanç ve yetersizlik duygusu vardır. İtiraz ise ‘Ben buradayım’ demenin bir yoludur. Ebeveyne karşı inatlaşma ve yüzleşme türü davranışlar, temelde bir adalet isteği ve değerler arayışından kaynaklanır.

Sıklıkla karşılaşılan ‘Bana akıl verme’ benzeri bir tutum ise ‘Benim de fikirlerim var, bana saygı göster’ anlamına geliyor. Böyle bir durumda çocuklarımızın konuşmasına alan açmak önemli. Onları düşünmeye sevk eden sorular sorarak fikirlerinin ve değerlerinin gelişimine destek olmak, tepkisel davranışlarının da dengelenmesine ve sağlıklı bir iletişimin gelişimine alan açıyor.”

Bu bakış açısı, ebeveynliği kontrol etmekten çıkarıp anlamaya, duymaya ve temas kurmaya yaklaştırıyor. Çünkü çoğu zaman çocuklar, duyulduklarında ve anlaşıldıklarını hissettiklerinde dengeleniyorlar.

Ergenliği Anlamak: Dönemler, Dinamikler ve İç Dünya

Ergenlik tek bir dönem değil; kendi içinde katmanları olan bir yolculuk. Bu yolculuğu anlamak, ebeveynin yönünü bulmasını kolaylaştırıyor:

  • Ön ergenlik (8–10): Beceri ve sorumluluk
    “Yapabilir miyim?” sorusu öne çıkıyor.
  • Orta ergenlik (11–14): Aidiyet ve kimlik
    “Ben kimim, nereye aitim?” arayışı başlıyor.
  • Geç ergenlik (15+): Kimlik inşası
    “Kim olmak istiyorum?” sorusu derinleşiyor.

Bu süreçte beynin duyguları yöneten bölümü (limbik sistem) oldukça aktifken, karar verme ve değerlendirme süreçlerinden sorumlu alanlar henüz gelişim aşamasındadır. Bu nedenle ergenler bir yandan bağımsız olmak isterken, diğer yandan dolaylı bir rehberliğe ihtiyaç duyar.

Tıpkı ilk kez araba kullanan biri gibi: Direksiyonu tutmak ama yanında birinin olduğunu da bilmek ister.

Duygudan Davranışa: Duygu Düzenleme

Duyguların fark edilmesi ve yönetilmesi, ergenlik sürecinde kritik bir beceri olarak öne çıkıyor.

Kahyaoğlu, duyguyu düzenlemenin adımlarını şöyle aktarıyor:

“Duyguları fark etmek, adlandırmak, ihtiyacı anlamak ve karşılamak gerekir.”

Duygu düzenleme sürecinin ancak düşünce ve davranışla birleştiğinde anlam kazandığını vurgulayan Kahyaoğlu, ebeveynin bu yolculukta örnek olarak rehberlik eden bir rol üstlenmesi gerektiğini vurguluyor.

Ebeveynlik Kusursuzluk Değil, Bağ Kurmaktır

Ebeveynlik de her iletişim gibi ne söylediğimizden çok, nasıl hissettirdiğimizin hatırlandığı uzun bir yolculuk… Bir ergeni gerçekten koruyan, ne yalnızca kurallar, ne sınırlar, ne de doğru yöntemler olabilir. Onu asıl koruyan, güvende ve dengede hissettiği bir bağdır. Yanında durulduğunu bilen ama alan da bırakılan, yönünü kaybettiğinde dönebileceği bir yer olduğunu hisseden bir çocuk sağlıklı bir ergenlik geçirir. Çünkü yıllar sonra geriye kalan, belki de yalnızca şu cümlenin içerdiği duygudur: “Başım sıkıştığında arkamda olduğunu bilirdim.” Ve belki de ebeveynliğin en sade, en güçlü tanımı tam olarak bu: Her koşulda hissedilen, sarsılmaz bir bağ.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir