Ağustos 27, 2022

Prof. Dr. Soner Yıldırım’la “Öğrenmeyi Öğrenmek”

Görsel: Davide Bonazzi, Pearson Learning Illustrations, 2018 / https://www.davidebonazzi.com/news/pearson-learning-illustrations

ODTÜ Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Soner Yıldırım, öğretim teknolojisi üzerine Özel Sezin Okulu öğretmenleriyle buluştu. 1990 yılında bu alanda çalışmaya başlayan Soner Hoca, “Eğitimimi tamamlayıp bu alanda uzman olacağımı sandım ama yalnızca ‘öğrenme’ kavramını anlamak 15-20 yılımı aldı. Anladıklarımı jargon kullanmadan, herkesin anlayabileceği şekilde anlatmamsa son 10 yıldır yapabildiğim bir şey. Yani anlayacağınız, hayatın en iyi yaptığı şey bize haddimizi bildirmek,” diyerek başladı konuşmasına.

İnsan, dört biçimde gelişiyor: Fiziksel, ruhsal, bilişsel ve sosyal. Okullar, genelde bilişsel kapasiteye yaptıkları katkıyla öne çıkar. Ama bilişsel gelişim ancak ruhsal ve sosyal gelişimin üzerine kurulabilir. Onları çıkarttığınız zaman bilişsel gelişime dair elinizde pek fazla veri kalmaz.

Çocukların gelişimleri birbirinden farklı: Erken yürüyen çocuk maraton koşucusu, erken konuşan çocuk şair olmuyor. Tıpkı fiziksel olarak olduğu gibi bilişsel olarak çocuklar farklı zamanlarda gelişiyor. Eğitim sisteminin çocuklara yaptığı en büyük kötülüklerden biri de bu: Çocuklar, aynı şeyleri aynı hafta içinde öğrenmek durumunda kalıyor. Bu yüzden etkili öğrenme atmosferleri tasarlamak önem taşıyor.

Öğrenme, kavram olarak çok hızlı değişen bir şey değil. 2,5 milyon yıllık evrimsel bir aktarımdan söz ediyoruz. Bu, sinir hücrelerinin evrimsel olarak kazandığı bir yeti. Peki öğrenmenin etkili bir şekilde gerçekleşmesi için nelere ihtiyaç var?

Tekrar yapmak:

  • Aralıklı ve çoklu tekrar: Dış dünyayla kurduğumuz tüm etkileşim nöronlar sayesinde gerçekleşiyor. Nöronlar arası geçişkenlik, öğrenmenin ilk adımı. Bir kere görmeyle, bir kere duymayla öğrenme gerçekleşmiyor. Bu geçişkenlik arasındaki tekrar çok önemli. Aynı gün içinde yapılan tekrarın çok önemi olduğunu görmüyoruz, 14 ila 24 saat arasında bir aralık bırakılması gerekiyor. Öğrenme, aralıklı ve çoklu tekrar sayesinde gerçekleşiyor. 
  • Tekrarı sağlayan ödevler ve projeler: “İyi okul ödev vermeyen okuldur” gibi sloganlar duyuyoruz ancak bunun bilimsel bir dayanağı yok. Ödev ya da proje vermeden çocuğun tekrar etmesini sağlayamazsınız, tekrar olmazsa da öğrenme gerçekleşmez. Bu yüzden amaca yönelik tasarlanmış ödevler ve projeler öğrenmeye yardımcı olur.

Akran öğrenmesini sağlamak:

Öğrenme, sosyal bir olgudur: Akranlar, öğretmene kıyasla birbirlerinden daha çok öğreniyorlar çünkü onlar birbirlerinin bilişsel yapılarını çok kolay kopyalıyor. Öğretmen sınıfa iki örnek verdikten sonra hâlâ kimse anlamadıysa sınıftan bir öğrencinin örnek vermesini sağlamak etkili bir yöntem. Akran öğrenmesi, sınıftaki en büyük teknolojilerden biri. Bu konu ödevler ve projelerde de karşımıza çıkıyor: Herkese bireysel olarak aynı ödevi vermek yerine grup ödevleri ve projeleri yaptırmak daha etkili. Çünkü akranlar, birlikte düşündüğü zaman sosyal öğrenme gerçekleşiyor.

Ön bilgiyi uyarmak ve geçmiş bilgiyle ilişkilendirmek:

Ön bilginin uyarılması, öğrenmedeki en önemli yöntemlerden biri. Öğrenmede ilk eylem öğretmenin yeni bir konuya başlamasıdır. Bu, kimyasal değişimin olduğu, protein sentezinin başladığı evredir. Ama bu sentezin önceki öğrenmelerle birlikte gerçekleşebilmesi için öğretmenin mutlaka benzerlikler ya da farklılıklar üzerinden anlatması gerekir. Sneptik boşlukta protein sentezi yaparken bunun hangi geçmiş bilgiyle ilişkilendirileceği çok önemli. Yani ön bilginin verilmesi yeni gelen bilginin, önceki bilgiyle ilişkilendirileceğini anlamasına yardımcı olur. Eğer bir ön bilgi yoksa da ilk başta öğrenmenin gerçekleşmesi, ardından verilen bilgilerin onun üzerine kurulması gerekiyor. 

Çabanın önemini öğretmek:

Başarıyı açıklayan zekâ değil, disiplin ve çabadır. İnsan hücresinin çok basit bir eğilimi var: Minimum enerjiyle maksimum işi başarmak. Çocuklar bu yüzden çok tekrar yapması gereken işlerden kaçar çünkü çok enerji harcamak istemezler. Ama burada öğretmenin yapacağı en önemli şey, başarının çabayla geldiğini öğretmek. Çaba süresi arttıkça tekrar etme artacağı için başarı da gelecektir. “Ben basket oynayamam” gibi bir cümle doğru değil, eğer kaslarının fırlatma özelliği varsa basket oynayabilirsin. Bir kişi 10 tekrar yapar 1 basket atar, sen 50 tekrar yapar 1 basket atarsın ama atarsın. Bu nedenle başarının çabayla geldiğini unutmamak gerekir.

Vücudun gerekli besini aldığına ve beynin ihtiyaç duyduğu enerjiyi ürettiğine emin olmak:

Öğrenme, beynin en çok enerji harcadığı eylemdir ve bunun için beyin kana, oksijene ihtiyaç duyar. Beynimizden bir günde 57 damacanalık kan geçmesinin sebebi de işte bu. Vücut bu enerjiyi yemekten alıyor, yani alınan besin mitokondri tarafından oksijenlendirilip ATP’ye dönüştürülüyor Eğer vücut yeteri kadar oksijenlendirilmezse beyin, odaklanma ve öğrenmeyi hemen kapatır. Çünkü vücut sıcaklığının korunması, iç organların fonksiyonlarının devam ettirilmesi gibi fonksiyonlar daha hayati. Dolayısıyla çocuk eğer sabah iyi bir kahvaltı etmemişse sınıfta öğrenme gerçekleşmemesi çok normal. Bu, beynin ihtiyaç duyduğu oksijene ulaşamadığına işaret eder. 

Motive eden bir ortam sağlamak:

Öğretmenler çocukların öğrenmelerinden sorumlu ama bunu yaparken keyif almalarını sağlamak mecburi. Çünkü beyin yalnızca eğlendiği eylemlere geri dönmek istiyor, acı çektiği eylemlere değil. Dolayısıyla öğrenmenin devam etmesi için motive edici ortamların tasarlanması önemli. Dopamin, bizi motive eden hormon ve araştırmalar gösteriyor ki çocuklar, sevdikleri etkinlikleri yaptıklarında vücutlarındaki dopamin %9 artıyor. Dolayısıyla çocukların sabah derse motive edilerek başlaması da öğrenmenin gerçekleşmesini sağlar.

Öğrenmeyi duygularla ilişkilendirmek:

Yapılan bir araştırma coşku, gurur gibi duyguların beyinde neredeyse 5 saat etkisi olduğunu söylüyor. Ancak üzüntü, öfke gibi duyguların yaklaşık 120 saat etkisi var. Öğrencinin yaşadığı bir zorluğu, bir mutsuzluğu yakalamak ve onu yaklaşık 120 saat boyunca etkisi altına alan bu duygudan çıkarmak, öğrenmek için müsait olmasını sağlar. Öğrenme, duygularla eşleştiğinde daha iyi gerçekleşiyor.

Sağlıklı uyku uyumak:

Öğrenme sırasında yapılan protein sentezinin tutunmasının tek yolu uyku. Çünkü bellek, uykuda oluşuyor. O yüzden tekrarların arasında gece uykusunun olması da önem taşıyor. Araştırmaya göre bir gecelik uyku kaybı, bilişsel becerilerin %30 azalmasına sebep oluyor. Uykusuz gecelerin sayısı arttıkça bilişsel beceri oranı düşüyor. 

Geri bildirim vermek:

Geri bildirim almayan uygulamaların öğrenme üzerinde çok etkisi yok. Ama burada geri bildirimden kasıt, notlandırma değil. Öğrencinin doğru yaptığı sorunun neden doğru yaptığı açıklaması da çok destekleyici bir geri bildirim. Yalnızca nereyi, neden yanlış yaptığı değil, nereyi neden doğru yaptığı da onun öğrenmesi üzerinde etkili olacaktır.

Öğrenmede görseller kullanmak ve etkileşim seviyesini yüksek tutmak:

Beynimiz görselleri sever çünkü görseller beynimizi metinlerden 60.000 kat daha hızlı etkiler. Bu yüzden çocuklar YouTube üzerinden öğrenmeye çalışmayı çok seviyor. İlkokul, ortaokul ve 9. sınıf öğrencileri 3-5 dakikalık videolar, 10. sınıftan sonra da en fazla 10 dakikalık videolarla öğreniyorlar. Görsellerin süresi de etkileşim seviyesini aktif tutmayı sağlamak açısından önemli.

Öğrencinin öğretmeni sevmesini sağlamak:

Eğer öğrenci öğretmeni severse, çocuğun konuyu öğrenme çabası artıyor. Çocuk, kurduğu duygusal bağı çabaya çeviriyor. 

“Yapabildin” duygusunu tetiklemek:

Çocukta yapabildiğinin duygusu, yapabileceği duygusunu tetikliyor. Yani geçmiş bir başarısının ona tekrar hatırlatılması, yeniden başarabileceğine dair motivasyon oluyor.

Bir miktar kaygı zararlı değildir:

Belli düzeyde kaygı, eğer çocuk bu kaygıyı yönetmeyi başarabiliyorsa öğrenmeyi teşvik eder. Ama paniğe dönüşüyorsa tehlikeli. Takip edilip bunun dengesinin sağlandığından emin olunmalı.

Uygulamalar yapmak:

Uygulama, öğrenmenin son aşamasıdır. Bu yapısal değişikliğe işaret eder ve önceki aşamalardaki öğrenmenin pekişmesini sağlar. İnsan gözlem ve taklitle öğrenir, bu yüzden çocuğun öğretmenin sınıfta yaptığı uygulamayı kopyalayacağını da unutmamak gerekir.

Nasıl etkili ders çalışılır?

Çocuğun kendi cümleleriyle yazarak çalışmasını teşvik etmek:

  • En etkili ders çalışma kendi cümlelerinle yazmak. Bunu yapan çocuklar büyük oranda hatırlıyor. Bu kitaptan bir paragraf kopyalamak demek değil, kendi cümleleriyle yeniden yazmak. Elle not aldığında az miktarda içerik not alınabiliyor ama hatırlama oranı çok yüksek. Bilgisayardan yazılan not ve ekran görüntüsü almak evet bu da etkili ama miktar artıyor, hatırlama oranı düşüyor. Öğrencilerin elle yazması, tablolar çizmesi vs… bunlar çok etkili.

Bir disipline odaklanmak yerine farklı disiplinlere çalışmayı sağlamak:

  • Aynı gün 5 saat matematik çalışması yapmak yerine 2 saat matematik 2 saat biyoloji çalışmak daha faydalı.

Öğretmenlere sınıfta öğrenmeyi perçinleyecek öneriler:

Farklı branşlardan derslerde benzer örnekler kullanın:

Öğrenci matematik dersinde gördüğü örnek ile edebiyat dersinde gördüğünü örneği ilişkilendirebilirse öğrenme daha çabuk gerçekleşir.

Sınıfınıza bir uzmanı konuk edin:

Örneğin fen öğretmeninin anlatımında grafiklerle ilgili bir bölüm varsa, matematik öğretmenini sınıfınıza konuk edebilirsiniz. Ya da okulda on tane Türkçe öğretmeni var ama bir tanesi bir konuyu çok iyi anlatıyor, o zaman konuyu herkese o anlatsın. Çocukların en iyi anlatandan öğrenmesine izin verin.

Ekran başı öğrenmede ideal ortam nasıl sağlanır?

Sınıfta ekranda eğitime kıyasla daha az uyarıcı var. Çocuk ekran önünde tüm sınıf arkadaşlarının görüntüsüyle karşı karşıya: Bir arkadaşının güldüğünü görüyor, arkasından geçen bir aile bireyini görüyor, aniden gösterdiği oyuncağını görüyor. Hâlbuki sınıf, öğrencinin yalnızca öğretmeni ve tahtayı görmesi üzerine tasarlanmış bir öğrenme mekânı. Dolayısıyla ekran önünde bilişsel yük daha çabuk artıyor ve çocuğun beynindeki oksijenin yetersizliği öğrenmesinin aksamasına sebep oluyor. Bu nedenle ekran önünde bilişsel yükü temizleyebilmek için 30 dakikada bir ara verilmesi gerekiyor.

Pandemi dönemi öğretmenlik mesleğini nasıl etkiledi ve mesleğin geleceğinde bizi neler bekliyor?

Öğretmenlik, pandemiyle birlikte tarihsel gelişimi açısından en riskli dönemine girdi. Kaynakların çoğalmasıyla öğretmenlik çok özel bir meslek olmaya başladı. Eskiden oyunu sadece öğretmenler oynuyordu. Ancak artık dijital öğrenmenin mümkün olduğu görüldü, YouTube diye bir gerçek var ve okul dışında öğretmenlerden daha nitelikli anlatım yapabilen birçok kaynak mevcut. Öğretmenlik, artık sınıfta iyi hikâyesi olmayan, sıradan insanların yapabileceği bir meslek değil. Bu yüzden yeni nesle öğretmenlik yapan birinin sınıfa çok iyi bir senaryoyla girmesi, çocuğu, konuyu öğrenebileceği doğru kaynaklara yönlendirerek ikna etmesi lazım. Dolayısıyla çağın getirdiği bu dönüşümün neticesinde şunu söyleyebilirim: Bundan sonra herkes öğretmenlik yapamayacak.

Peki bütün bunlar öğrenmeyi hangi oranda etkiliyor?

Beyin grupluyor, benzetiyor, ilişkilendiriyor, ardından tekrarla pekiştiriyor ve hafızaya kaydediyor. Bu aşamalar gerçekleşirken ön bilgi ve motivasyon birleşirse öğrenmeyi %50 oranında, öğretmenle kurulan ilişki %30, teknoloji ise %5 oranında etkiliyor. Bu öğrenme oranlarını çocukların seviyesine göre keşfetmek için https://www.visiblelearningmetax.com/ sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Soner Hoca’nın “Mutlaka Okuyun” dediği kitaplar:

  • Çocuğunuza Sınır Koyma, Robert Mackenzie
  • Çocuk, Desmond Morris
  • Ergen Beyni, Dr. Frances E. Jensen
  • Gelişim Öğrenme ve Öğretim, Prof. Dr. Nuray Senemoğlu
2


YORUM YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


© 2021 Eğitim ve Ötesi